Deprecated: Redux::setHelpTab ilevi, Redux 4.3 sürümünden bu yana kullanımdan kaldırılmıştır. Bunun yerine Redux::set_help_tab( $opt_name, $tab ) kullanın. in /var/www/vhosts/kostebek-kolektif.org/httpdocs/wp-includes/functions.php on line 5453

Deprecated: Redux::setHelpSidebar ilevi, Redux 4.3 sürümünden bu yana kullanımdan kaldırılmıştır. Bunun yerine Redux::set_help_sidebar( $opt_name, $content ) kullanın. in /var/www/vhosts/kostebek-kolektif.org/httpdocs/wp-includes/functions.php on line 5453
Hegemonya ve Müdahale: Alan Shandro’nun Lenin’i - Paul Blackledge (2) - Köstebek Kolektif

Hegemonya ve Müdahale: Alan Shandro’nun Lenin’i – Paul Blackledge (2)

In Açık Seçki, Çeviri, Örgütlenme, Siyaset

Sınıf mücadelesinin etik-politik boyutuna yapılan bu [siyaseti yönlendirmeye] odaklanma, Shandro’nun kitabının başlığında vurgulanır. Bir yanda Lenin ve Hegemonyanın Mantığı, Rus solundaki kökleri Ne Yapmalı?‘nın yayınlanmasından yirmi yıl öncesine dayanan spesifik bir tartışmaya atıfta bulunur. Öte yandan ve daha da ilginci, bu deneyimden [yola çıkarak] daha genel derslere ışık tutar.

1883’te Emeğin Kurtuluşu Grubu ile başlayarak, Rus Marksist hareketi, sosyalizmin eski köylü komünleri yoluyla gelebileceğine dair popülist umutların aksine, Rusya’nın geçen yüzyılın başında bir burjuva devrimine doğru ilerlediğini iddia etmişti. Ancak, 1649 İngiliz ve 1789 Fransız Devrimlerine yükselen orta sınıflar öncülük ederken, Rus orta sınıfları bu şekilde hareket edemeyecek kadar zayıf ve korkaktı. Sonuç olarak, ya da Georgi Plekhanov’un iddia ettiği gibi, burjuva devrimi ironik bir şekilde proletaryanın eylemleriyle kazanılacak ya da kaybedilecekti (Baron 1963, 109).

Lenin, yaklaşan Rus devriminin bu analizine katılıyor, ancak devrim içindeki proleter hegemonya sorununu biraz daha somut bir şekilde dile getiriyordu. Ona göre hegemonya, işçi sınıfının otokrasiye karşı mücadelede kazanması gereken bir şeydi. Ne Yapmalı?‘da ele aldığı sorun özünde budur. Plehanov’un 1883’te ana hatlarını çizdiği genel perspektiflerden yola çıkarak, Lenin, işçi hareketinin güçlendiği, ancak sosyalist solun şimdiye kadar bu yeni meydan okumanın üstesinden gelemediği yüzyılın başında bu perspektiflerin nasıl uygulanacağını soruyordu. Kitabı, hem daha önce bir Rus Sosyal Demokrat Partisi kurmaya yönelik başarısız bir girişime hem de sosyalist hareketin daha geniş devrimci hareket içinde işçi sınıfının siyasi hegemonyasını kazanmaya değil, sistem içinde acil ekonomik reformlar için işçi mücadelelerini desteklemeye odaklanması gerektiğini savunarak bu başarısızlığı rasyonelleştirmeye çalışan revizyonist girişimlere yanıt olarak yazılmıştır.

Lenin, Rus revizyonistlerinin etkisine meydan okuyarak ilk sorunun üstesinden gelmeye çalıştı. Yüzeysel olarak bakıldığında, açık revizyonistler (ekonomistler), Ne Yapmalı?‘nın yayınlanmasından önce Rus sosyalist hareketi içinde zaten geri çekilmekte olduklarından bu ilerlemek için garip bir yoldu. Lih bu noktayı genişçe ele alır ve Lenin’in, sosyalist Rabochee delo gazetesine yönelik eleştirisini ekonomizm eleştirisi bağlamına oturtmaya ve zekice tasarlanmış bir siyasi hareket olarak, muhaliflerini, (sosyal demokratlar arasında) evrensel olarak alay edilen ortodoksiden kopuşa dönüşün savunucuları olarak tasvir etmeye karar verdiğini açıklar (Lih 2006, 218-9; 283-290).

Lih’in Lenin’in Rabochee delo eleştirisine ilişkin değerlendirmesi, her ne kadar doğru olsa da, ortaya çıkardığından daha fazlasını karartıyor. Lenin’in yaptıklarından çok yazdıklarına odaklanarak, Lih’in Lenin’i saf ve basit bir ortodoks Marksist olarak yorumlaması, onun düşüncesinin gelişen karakterini hafife alır. Shandro, tersine, yüzeyin altında, Lenin’in siyasette, ortodoks “Erfurtçu” yaklaşımdan giderek daha farklı bir şey yaptığını ve bunu kademeli olarak teorileştirdiğini iddia edenlerle aynı fikirdedir (Harman 2010).

Erfurt Programı, hem minimum hem de maksimum talepleri içeren ünlü, nispeten kısa bir belgeydi (1300 kelime). Asgari program, cinsiyet ayrımcılığına son verilmesi ve sekiz saatlik işgünü ile birlikte seçim, eğitim ve sağlık reformu taleplerini içerirken, azami program, bunlara ve daha fazla soruna genel bir çözüm olarak işlev görecek bir nihai hedef olarak sosyalizme yönelikti:

 “Büyük işletmenin ve toplumsal emeğin sürekli olarak artan üretkenliğinin bugüne kadar sömürülmüş olan sınıflar için bir sefalet ve baskı kaynağı olmaktan çıkarak en büyük gönencin ve her açıdan uyumlu mükemmelleşmenin bir kaynağına dönüşmesini, sadece, üretim araçlarının (toprak, maden kuyuları ve maden ocakları, hammaddeler, aletler, makineler, ulaşım araçları) kapitalist özel mülkiyetinin toplumsal mülkiyete dönüştürülmesi ve meta üretiminin sosyalist üretime, toplum için ve toplum tarafından gerçekleştirilen üretime dönüştürülmesi sağlayabilir. Bu toplumsal dönüşüm, sadece proletaryanın kurtuluşu anlamına değil, bugünkü koşullar altında acı çeken bütün bir insan ırkının kurtuluşu anlamına gelir.” (Erfurt Programı)

Kautsky, Erfurt Programı’nın asgari ve azami talepleri arasındaki sorunlu ilişkiyi ele alır ve sosyalist partinin, nihai sosyalizm hedefine başvurarak, sistem içi reformlar için verilen mücadeleleri, sisteme karşı sosyalizm için verilecek genel bir mücadelede bir araya getireceğini iddia eder:  “Sosyal Demokrat Parti’nin ödevi, işçi sınıfının bu mücadelesini, bilinçli ve birleşik bir mücadeleye dönüşmesini sağlayacak şekilde biçimlendirmek ve bu sınıfa zorunlu hedefini göstermektir.” (Erfurt Programı)

Yaşlı Engels, devrim ihtiyacını atladığı için Erfurt Programını güçlü bir şekilde eleştirmiştir: “Taslağın siyasal talepleri büyük bir hata içeriyor. Tam da asıl söylenmesi gereken şey, taslakta yer almıyor. Bu 10 talebin tümü karşılansaydı, asıl siyasal amacımızı hayata geçirmek için tabii ki daha geniş bir araçlar yelpazesine sahip olurduk, ama kesinlikle asıl amacımıza ulaşmış olmazdık.” (Karl Marx – Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programları Üzerine, s.96).

Engels bu zayıflık konusunda haklıysa (ve Lenin’in Marksist devlet teorisini geri getirmesi bu sorunun üstesinden gelmek için çok çok önemli ise), o zaman Program’ın maksimum ve minimum bölümleri arasındaki ilişkinin düzenlenme biçimiyle ilgili daha temel bir sorun vardır. Militanların işçi mücadelesini sosyalizm doğrultusunda şekillendirmeleri için çağrıda bulunmasına rağmen Erfurt Programı, Marx’ın otuz yıl önce Birinci Enternasyonal’in kurallarını yazarken varsaydığı gibi, esasen, kapitalizm içi reformlar için mücadele ile buna karşı daha geniş sosyalizm mücadelesi arasında nispeten sorunsuz bir ilişki olduğunu varsayıyordu. Ve tıpkı Marx’ın aşağıdan reform hareketinin çeşitli momentlerinin derinleştikçe işçi iktidarına yöneleceğini beklemesi gibi, 1891’de Kautsky, Bebel ve Bernstein (Erfurt Programının ortak yazarları olarak), asgari talepler üzerindeki mücadelelerin doğal olarak azami talep için mücadeleye dönüşeceği konusunda anlaştılar (Collins ve Abramsky 1964, 39-55; Salvadori 1979, 31).

Kautsky, bu yaklaşımı on yıl sonra Avusturya Sosyal Demokrat Partisi’nin gözden geçirilmiş programına yönelik eleştirisinde yineledi. Lenin mitine göre, bu belgede ana hatları verilen argümanları benimseyerek, Lenin kendini Marksizm öncesi bir elitist olarak ortaya koydu. Kautsky’ye göre:

 “Bir doktrin olarak sosyalizmin kökleri, tıpkı proletaryanın sınıf mücadelesi gibi, modern ekonomik ilişkilerdedir ve tıpkı ikincisi gibi, kapitalizmin yarattığı kitlelerin yoksulluk ve sefaletine karşı mücadeleden ortaya çıkar. Fakat birbirlerinden değil, aynı anda ve farklı koşullardan ortaya çıkarlar. Modern sosyalist bilinç sadece derinlikli bilimsel bilgi temelinde ortaya çıkabilir. Nitekim modern iktisat bilimi, diyelim modern teknoloji kadar, sosyalist üretimin bir koşuludur, ama proletarya, dünyadaki en iyi irade ile, ilkini ikincisinden daha önce yaratamazdı. Her ikisi de modern toplumsal süreçten doğar. Bilimin taşıyıcısı proletarya değil, burjuva aydınlarıdır; modern sosyalizm bu tabakanın bireysel üyelerinden kaynaklanmış, bunlar bunu önce entelektüel olarak gelişmiş proleterlere iletmiş, onlar da koşulların elverdiği yerde bunu proleter sınıf mücadelesine dâhil etmiştir. Dolayısıyla sosyalist bilinç, proleter sınıf mücadelesine dışarıdan getirilen bir şeydir, orijinal olarak onun içinden doğan bir şey değil”  (Shandro 2021, s60; Kautsky 2021, s.342-3; Lenin 1960-70, cilt 5, s.383-4).

Kautsky hakkında bu satırlardan başka bir şey okumamış olan yorumcular, Lenin’in, işçilerin öz-faaliyetleri aracılığıyla sınıf bilincine varamayacaklarına dair sözde endişesinin temeli olarak, bunların Lenin üzerindeki etkilerine gözlerini dikme eğilimindedirler. Shandro’nun kitabının en güçlü yönlerinden biri, hem Lenin’in hem de Kautsky’nin sınıf bilinci anlayışları için yapılan bu yorumunun derinden yanlış olduğunu göstermesidir. Kautsky’nin orijinal denemesine geri dönerek – ki bunun tamamını kitabının bir eki olarak işlevsel olacak şekilde tercüme eder (Kautsky 2021) – Shandro, Kautsky’nin hem Avusturya Partisi’ne yönelik eleştirisinde hem de Erfurt Programı’nda sınıf bilinci hakkında yazdığında bunu kimin elde edeceğinden çok, işçilerin mücadeledeki özel çıkarları ile hareketin nihai hedefi olarak sosyalizme yönelik genel çıkar arasındaki çelişkiyi aşmaya yönelik bir düşünümsel yönelimsellik biçimi olarak özüyle ilgileniyordu (Shandro 2021, 22-3; 61-3; 166).

Sınıf bilincini stratejik terimlerle anlamanın kökleri, Marx’ın konuyla ilgili ilk yazılarına kadar uzanıyordu. Nitekim Kutsal Aile‘de, “tarihi görevlerinin” farkındalığı olarak işçi sınıfının geniş kesimleri arasında sınıf bilincinin zaten aşikâr olduğunu iddia etmişti (Marx ve Engels 1976, 37). Sonraki tarih, işçi sınıfı bilinci düzeylerinin yükselebileceği gibi düşebileceğini de gösterdiyse de, Marx ve Engels, sınıf bilincinin, işçi sınıfının öz-etkinliğini artırmanın nispeten basit bir işlevi olarak büyüyeceğini varsayma eğilimindeydiler. Geçen yüzyılın başında, Kautsky’nin işaret ettiği gibi, İngiliz deneyiminin “ekonomik gelişme ve sınıf mücadelesi” ile sosyalist sınıf bilincinin ortaya çıkışı arasında basit bir ilişki olmadığını göstermesine rağmen, Kautsky, Luxemburg ve Trotsky bu genel modelin doğruluğunu kabul etmeye devam ettiler. Bu kavrayış, “’nihai hedef’ bilincinin” işçi sınıfı içinde kendiliğinden pek fazla ortaya çıkmayacağını, zira bunun, “proletaryanın kurtuluş mücadelesine birliği” sokan ideolojik çimento işlevi gördüğü şeklindeki iddiasını destekledi (Kautsky 2021, 342). Ne yazık ki, bu stratejik sınıf bilinci anlayışı sosyalist pratiğin zorunlu politik boyutunu aydınlatsa da, Kautsky bunun pratik sonuçlarını yeterince araştırmadı (Shandro 2021, 9). Aslında, İngiliz deneyimine atıfta bulunmasına rağmen, asgari talepler için verilecek mücadeleler ile azami talep için verilecek daha geniş mücadele arasında nispeten sorunsuz bir ilişki olduğunu varsaymaya devam etti.

1903’te Rus Sosyal Demokrasisi içindeki bölünmenin ardından Menşeviklerce Lenin’e yöneltilecek eleştiriler de bu çerçevede şekillendi. Lenin hegemonya mücadelesinin siyasi boyutuna odaklanırken, onun “ortodoks” eleştirmenleri sınıf bilincini proleter öz-eyleminin basit bir ifadesi olarak kavrama eğilimindeydi (Shandro 2021, 166). Menşevik argüman, işçi sınıfı reformizminin kendiliğinden karakteri sorununu atladığı ölçüde, işçi hareketini bir burjuva ideolojisine tabi kılmaya çalışacak güçleri de hafife aldı. Bu nedenle Lenin, Menşevikleri ve onların müttefiklerini örtük ekonomistler olarak eleştirmekte haklıydı. Bernstein’ın sosyalist teoriye olumsuz katkısı ise, acil reform mücadeleleri ile devrim fikri arasındaki ilişkinin aslında Kautsky’nin hayal ettiğinden çok daha sorunlu olduğunun farkında olmasından kaynaklanıyordu. Onun bu kavrayıştan çıkardığı sonuç, yani sosyalist hareketin devrimle ilgili bütün lafları bırakıp onun yerine acil talepler için mücadelelere odaklanması, tatsız da olsa, en azından ortodoksluğu bu sorunla yüzleşmeye zorladı. Revizyonizme verdiği yanıtta, Kautsky, Bernstein’ın Marksizm karikatürüne birkaç yumruk indirdi (Kautsky 1983). Ancak, ne asgari talepler mücadelesi ile daha geniş azami program arasındaki genel çelişkiyi ne de sendikacılığın yapısal kısıtlamaları gibi daha spesifik bir sorunu ele aldı. Sonuç olarak, işçi hareketi içinde, reformlar için günlük mücadeleler ile daha geniş sosyalizm hedefi arasındaki ayrımın yeniden üretilmesine yardımcı olan bürokratik çıkarlarla yüzleşmeyi reddetti. Gerçekte, onun revizyonizm eleştirisi toplumsal derinlikten yoksundu ve salt biçimsel bir eleştiri olarak politik açıdan kısır olduğu ortaya çıktı.

Carl Schorske’nin detaylandırdığı gibi, Bernstein’ın on dokuzuncu yüzyılın sonunda dile getirdiği revizyonizm, sosyal çevresinin sınıf karakterinden çok daha derin köklere sahipti. İşçi hareketine bir orta sınıf ithali olmak şöyle dursun, işçi hareketi içinde sendika ve Sosyal Demokrat Parti bürokrasileri aracılığıyla kurumsallaşan sağlam bir temele sahipti (Schorske 1983). Kautsky, Bernstein eleştirisinin tüm gücüne rağmen, bu reformist tabakanın yükselen hegemonyasına meydan okumayı başaramadı, çünkü reformlar için mücadele ile devrim mücadelesi arasındaki çelişkili birliğin her iki tarafını da tam olarak kavrayamadı (Salvadori 1979). Erken dönem Hıristiyan Kilisesi üzerine yaptığı tarihsel araştırması bürokratik muhafazakarlığın materyalist bir analizine yönelmiş olmasına rağmen, Birinci Dünya Savaşı’na giden yolda, Alman işçi hareketi içindeki reformist bürokrasinin artan hegemonyasına bilerek kör kaldı (Blackledge, 2006b, 348).

Lenin, Kautsky ile kendiliğinden toplumsal hareketlere karşı stratejik bir arka yüz olarak bir sınıf bilinci anlayışını paylaşmasına rağmen, aşağıdan gelen kendiliğinden mücadeleler ile nihai sosyalizmin hedefi arasındaki sorunlu ilişki hakkında çok daha net bir fikre sahipti. Sonuç olarak, işçi hareketi içindeki organik reformizme direnmeye çok daha hazırlıklıydı. Ne Yapılmalı?’da adı çıkmış bir şekilde şunları yazdı:

 “Kendiliğindenlikten bahsediliyor. Oysa işçi sınıfı hareketinin kendiliğinden gelişimi onun tam da burjuva ideolojisine tabi olmasına yol açar … çünkü kendiliğinden işçi hareketi sendikacılıktır … sendikacılık ise, işçilerin burjuvazi tarafından tam da ideolojik olarak köleleştirilmesi demektir. Bu nedenle kendiliğindenlikle mücadelede bizim görevimiz, sosyal demokrasinin görevi, işçi hareketini, sendikacılığın kendini burjuvazinin kanatları altına sokma yönündeki kendiliğinden çabasından uzaklaştırmak, onu devrimci sosyal demokrasinin kanatları altına çekmektir “(Lenin 1960-70, cilt 5, s.384)  (Lenin, Ne Yapmalı?, Evrensel Yayınları, 2011, s.60).

Bu pasaj yüzeysel olarak okunduğunda, Marx’ın Feuerbach Üzerine Tezler’inde üstesinden geldiği elitizme doğru ideolojik bir ricat gibi görülür. Leninizmin yirminci yüzyıldaki baskın yorumu bu şekilde olsa da, Lenin’in geride kalan külliyatına uymaz. Lenin’in bu pasajda kendiliğindenlik ve sosyalist bilinç arasındaki ilişkiyi formüle etmesinin tek yanlı doğası, Lenin’in bir yıl sonra kendisinin de savunduğu gibi, kendiliğindenlik ile sosyalist bilinç arasındaki ilişkiye dair ekonomist anlayışlara karşı mücadeledeki polemik gayretinin bir sonucu olarak en iyi şekilde anlaşılır. Ekonomistlerin aşağıdan gelen kendiliğinden hareketi eleştirmeden savunmasının politik olarak tehlikeli olduğu konusunda ısrar etti, çünkü bu, burjuva ideolojisinin kendiliğinden karakteri sorununa kördü. Bu hatayla mücadele etmek için tam tersi bir görüşü vurguladı: “Artık hepimiz biliyoruz ki ‘ekonomistler’ bir uç noktaya gittiler. Bir maddeyi düzeltmek için birinin diğer yöne doğru çekmesi gerekir ve ben de öyle yaptım. Rus sosyal-demokrasisinin oportünizm tarafından çarpıtılmış ne varsa her zaman güçlü bir şekilde düzelteceğinden eminim” (Lenin 1960-70, cilt 6, s491).

Hal Draper’ın da belirttiği gibi, bu yöntem polemikçi bir abartıya yol açmışsa, şunu belirtmek gerekir ki, bizzat Ne Yapmalı?’da Lenin, kendiliğindenlik ile sosyalist bilinç arasındaki ilişkiye dair çok daha tatmin edici bir diyalektik açıklama önermiştir. Nitekim bir dipnotta şunları yazmıştır:

 “İşçi sınıfının kendiliğinden sosyalizme yöneldiği sık sık söylenir. Bu, sosyalist teorinin işçi sınıfının sefaletinin nedenlerini başka herhangi bir teoriden daha derinden ve daha doğru bir şekilde ortaya koyması anlamında tamamen doğrudur ve bu nedenle işçiler onu çok kolay özümseyebilirler, yeter ki bu teori kendiliğindenliğe boyun eğmesin, yeter ki kendiliğindenliği kendisine tabi kılsın. Genellikle bu hafife alınır, ancak Raboçeye Dyelo’nun unuttuğu ya da çarpıttığı da tam olarak budur. İşçi sınıfı kendiliğinden sosyalizme yönelir; yine de, en yaygın (ve sürekli ve çeşitli şekillerde yeniden canlandırılan) burjuva ideolojisi, kendisini işçi sınıfına daha da büyük ölçüde kendiliğinden dayatır.” (Lenin 1960-70, cilt 5, s386).

Draper, kendiliğindenlik ve bilinç arasındaki bu ilişki anlayışının, Lenin’in siyasetin maddi temeline ilişkin anlayışının temelini oluşturduğunu söyler: “’kendiliğinden’ olan birçok şey vardır ve neyin kazanacağına yalnızca kendiliğindenlik karar vermez” (Draper 1999, 191).

Çeviri: Köstebek Kolektif

Referanslar

Baron, Samuel 1963, Plekhanov: The Father of Russian Marxism, Stanford: Stanford University Press.

Blackledge, Paul, 2006b, “Karl Kautsky and Marxist Historiography”, Science and Society, volume 70, number 3.

Collins, Henry, and Chimen Abramsky, 1965, Karl Marx and the British Labour Movement, London: Macmillan.

Draper, Hal, Socialism from below, Alamada: Center for Socialist History, 2001.

Erfurt Programme, 1891, https://www.marxists.org/history/international/social-democracy/1891/erfurt-program.htm

Harman, Chris, 2010, “Lenin Rediscovered?”, Historical Materialism 18.3: 47-63. 

Kautsky, Karl, 1983, “The Revisionist Controversy”, in Patrick Goode (ed), Karl Kautsky: Selected Political Writings, London: Macmillan.

Kautsky, Karl, 2021, “Avusturya Sosyal Demokrat Partinin Revizyonu”, içinde Alan Shandro 2021, Lenin ve Hegemonya Mantığı, çev. Özgür Öztürk, İstanbul: Köstebek Kolektif: 330-245

Lenin, VI, 1960-1970, Collected Works, Moscow: Progress Publishers.

Lih, Lars 2006, Lenin Rediscovered, Lieden: Brill. [Lenin’I Yeniden Keşfetmek, 2018, çev. Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, İstanbul]

Marx, Karl and Frederick Engels 1976, “The Holy Family”, in Collected Works Vol. 4: 3-210.[Kutsal Aile, çev. Kenan Somer, Sol Yayınları, Ankara, 1976]

Salvadori, Massimo 1979, Karl Kautsky and the Socialist Revolution, London: Verso.

Schorske, Carl 1983, German Social Democracy, 1905-1917, Cambridge: Harvard University Press.

Shandro, Alan 2021, Lenin ve Hegemonya Mantığı, çev. Özgür Öztürk, Köstebek Kolektif, İstanbul

You may also read!

Lenin’de proletarya hegemonyası: İşçi sınıfının öncülüğü – Candaş Ayan

Shandro’nun ortaya koyduğu eser, Lenin’i Marksist sınıf mücadelesi ve proletarya hegemonyası çerçevesinde bağlamsallaştırarak bize, on dokuzuncu yüzyılın sonlarından başlayarak Lenin’in yaşamının sonuna kadar uzanan bir süreçte devam eden ontolojik ve epistemolojik temaların gelişimini görme imkânı veren, oldukça kıymetli bir çalışmadır. Yine de bazılarının, Lih’in kitabını ‘Lenin hakkında sarf edilebilecek son sözler’ olarak nitelemelerini[33] boşa çıkarttığı gibi Shandro’nun kitabının da Lenin hakkında sarf edilebilecek son sözler olmayacağı aşikâr. İşçi sınıfı mücadelesinin değişen koşullar karşısındaki dinamizmine ve diyalektiğe dair yaptığı katkılarla Marksist sınıf teorisinin sınırlarını genişleten bir fikir ve eylem insanına dair söylenebilecek sözlerin tüketilmesi zor.

Read More...

Marx’ın Yeni Ortaya Çıkarılan Mektubu Enternasyonalizmin ve Partinin Gerekliliğini Yeniden Onaylıyor

İlk kez Jean-Numa Ducange tarafından yayınlanan bu mektubu Komünist İşçi Örgütü (Communist Workers’ Organisation) ilişkilendirdiği bağlamı değerli bulduğumuz bağlam

Read More...

SICAK VE SOĞUK SAVAŞ: 4. YAPAY ZEKA’NIN ‘CESUR YENİ DÜNYASI’

Tayvan’ın çip endüstrisinin hem Çin hem de ABD için önümüzdeki birkaç yıl içinde ada için savaş riskini göze alamayacak

Read More...

Mobile Sliding Menu